GÜL BAHÇESİ
Bazen sorularla bazen ise ucu bucağı olmayan derin düşüncelerle başlıyorum yazılarıma. Biz kimiz diyorum bazen, bunca tantana neden? Uğruna yıprandığımız davalarımız var mı , varsa neden var?
Kendimizi tanıdığımızı zannetsek bile bazen çok şaşırtıcı kararlar veriyoruz. Bunun bir sebebi var elbette. Hiç içinizdeki çocuğa dönüp, “Sen ne istiyorsun?” diye sordunuz mu? Ya da size bunu hiç sordular mı? Cevabın 'hayır' olduğuna çok eminim.
Çocukken ne istediğiniz hiç sorulmadı. O çocuğun başı hiç okşanmadı. İçinizdeki çocuk başının okşanmasına o kadar ihtiyaç duyuyor ki bazen hayret ettirecek kararlar veriyor. Siz ise bu kararları uygularken buluyorsunuz kendinizi. Sevdiğimiz kişilere şaşırıyoruz, ilgi duyduğumuz şeylere bile hatta.. Hata gibi geliyor hepsi. Normalde 'yapmam' dediğimiz olayların ortasında buluyoruz kendimizi. Bu soruların ve sorunların sebebi hep canınızın en çok yandığı yerde gizli. İnsan kalbinin kırıldığı yeri asla unutmaz. Un ufak edildiğiniz ve yeniden ayaklandığınız yerler silinmez hatırınızdan.
Bulunduğunuz yere bakın, aynadaki silüetinize .. Ardınıza bakın ya da. Geride bıraktığınız yolun uzunluğuna.. Çok zaman geçmiş, uzun yollar katedilmiş. Kalbinizin ufalandığı yerden çok uzaktasınız. Ayrılık size iyi gelmiş. Ya da bana... Bize ya da... Artık ben size, siz de biraz bana dönüştünüz, ne de olsa.
Ruhunuzu okşayan şeyler daima ufak olaylarda gizli olacak. Çünkü bir yanınız hâlâ çocuk ve çocuklar her zaman pamuk şekerlerine bayılır. Sevgiyi ve ilgiyi yanlış yerde aramamak adına o çocuğu en çok siz sevin. Sevin ki ardınızda bıraktığınız yola da kendinize de haksızlık etmeyin. İnsan bir bahçeyi baştan yeşertmek için onlarca dikene katlanıyor, yara bere içinde kalıyor her yanı. İşte bu yüzden bahçeniz meyve verdiğinde sizinle aynı yolda yürümeyenleri yolunuza dahil etmeyin. Dikenleri daima hatırlayın, yalnız mücadele ettiğinizi de.
Yalnız mücadele eden ve kendi güllerini yetiştiren herkese...
Yorumlar
Yorum Gönder